4.BÖLÜM
SOL DİZ OPEROSYONU
Kamil eve gelmişti, hiçbir şey konuşmadan direk yatak odasına gitti. Orada suskun halde oturuyordu. Onun bu halinde gariplik sezen Emine yanına giderek:
- “ Kamil ne oldu, suratın beş karış”
- “ Emine Gülşen çok hasta” dedi sonra bir zaman durakladı gözlerinde yaş birikintisi oluşuyordu. Kızlar oturma odasında olduğu için annesiyle babalarını görememişlerdi. Kamil bir süre durakladıktan sonra devam etti:
-“ Gülşen’in dizinde tümör varmış acilen ameliyat olması gerekiyormuş, doktor teşhisimiz erken dedi, zaman kaybetmeye gelmez, yarın hemen yatırın dedi” dediği zaman Emine de suskunlaştı. Yalan konuşuyorsun dercesine Kamil’in yüzüne baktıktan sonra kendisini tuvalete kilitledi orada uzun zaman ağladıktan sonra dışarı çıkıp Kamil’in yanına gitti.
Emine eşiyle odada sessizce birbirlerine bile bakmadan oturuyorlarken kızların hiçbir şeyden haberleri yoktu. İki kardeş birlikte televizyon izliyordu. Emine eşiyle uzun süre yalnız kaldıktan sonra odaya çocuklar geldi. Çocukların odaya girmesi ile oradaki sessizlik bozuldu. Bir şey yokmuş gibi hep birlikte oturma odasına geçtiler. Emine yemek hazırladı, yemeklerini yediler çay içtiler. Yarın hastaneye gidilecek ve onlar daha çocuklara bu durumu söyleyememişlerdi. Emine bir süre sonra valiz hazırlamaya başlamıştı. Kızlar annesinin bu hazırlığını anlayamamışlardı. Babasıyla annesinin odadaki sessiz anlarından dolayı olumsuzluk olduğunu anlıyorlardı ama bir şeyde sormuyorlardı. Nazlı dayanamadı:
-“ anne ne bu hazırlık, babamla odada konuşmadan durdunuz şimdide valiz hazırlıyon, yolculuk varmış gibi.” Dedi. Emine üzülerek ağlamamak için kendini tutarak zorla cevapladı:
-“Nazlı biz yarın fakülteye gideceğiz. Gülşen’i yatıracaklarmış, yeniden tahlil film çekeceklermiş birkaç gün kalacağız orada.” Dedi. Nazlı şaşırdı bir an, yüzünde bir solgunluk oluştu, gözlerinden çıkacak olan yaşları çıkarmamak için kendini sıkıyordu. Gülşen onları dinlerken şaşırmış ve beklemediği bir olay başına gelmişti. Gülşen’in büyük çok güzel gözleri vardı. O anda gözlerini daha da büyüterek suratını astı. Şaka sandı ilk önce, çocukça yaşından dolayı bazı şeylerin ciddiyetini anlayamıyordu. Gülşen bir süre sonra işin ciddiyetini tamamen kavradıktan sonra hırçınlaşmaya başladı:
-“yok, bende bir şey, hasta değilim ben gitmem hastaneye filan” diyerek ağlamaya başladı. O akşam çok zor bütün aile için. Gülşen devamlı ağlıyor gitmemekte direniyor, tüm herkes onu ikna etmek için yalvarıyorlardı. Gülşen artık bir çaresizlik içine düşmüştü. Ne yaparsa yapsın gitmek zorunda olduğunu anladı, başka bir çaresi de olmadığını anladı. Emine tüm hazırlıkları yapmıştı, gece geç vakide kadar yatmadılar. Kamil Emine’ye tam olarak hastalığı anlatmıyordu, kendi kendine üzülüp ağlıyordu. Öbür taraftan Emine’de bir tedirginlik ve bilinmedik bir heyecan vardı. Emine’nin içine kendisinin de bilmediği bir acı düşmüştü. Atık tüm aile yatağa yatmış stresler içinde uykuya dalmışlardı.
Sabah erkenden kalktılar, Emine kahvaltı hazırlamış çay demlemişti. Gülşen bir türlü gitmek istemediği için yataktan kalkar kalmaz ağlamaya başlamıştı. Nazlı ağlamamak için direniyordu, ailenin ömürleri boyunca yapmış oldukları en kötü kahvaltıydı bu sabahki kahvaltı. Nazlı evde tek kalacaktı en büyük zorluk onu bekliyordu. Artık yola çıkma zamanı gelmişti, valizlerini ellerine aldılar yola çıkmaya hazırlandılar. Nazlı evde kalacağı için Emine en çok ona üzülüyordu. O daha çocuktu, ilgiye sevgiye ihtiyacı olacağı sırada evde tek başına kalacaktı. Zaten tüm çocukluk dönemleri yalnız geçmişti. Emine Nazlı’yı sıkı sıkı tembihliyordu, yapacaklarını yapmayacaklarını anlatıyordu. Nazlı ise annesini akıllı bir şekilde dinliyor konuşmada zorlandığı için yüzü asık gözleri buğulu şekilde sadece:
-“tamam, anne, tamam,” diye cevap veriyordu. Gülşen çoktan yola çıkmıştı hem ağlıyor hem de başı önde yolda gidiyordu, onu görenler:
-“Gülşen nereye gidiyon “ dediklerini bile duymuyor, sinirli adımlarla yoluna devam ediyordu. Gülşen’i yolda yakalamıştı annesiyle babası. Hep beraber fakülte yoluna koyuldular. Gülşen fakülteye giden arabaya bindiklerinde cam kenarına oturmuştu. Bu yolda ikinci gidişi idi, ilk seferde görmediği bu yolları zevk içinde izlerken bu sefer sadece camdan dışarı anlamsız olarak bakıyordu. Dışarı bakmasına rağmen baktığını görmüyordu. Ağlıyordu devamlı içinden, bazen yaşlar gözlerinden iki çizgi halinde çenesinde birleşip yere damlıyordu.
Hastane gelen yol bitmişti, hastane durağına geldiklerinde hep birlikte indiler minibüsten. Hep birlikte hastanenin içine girdiklerinde Gülşen halen ağlıyordu. Gerekli kayıtları yaptıktan sonra Gülşen yatacağı koğuşa götürüldü yetkili hasta bakıcı tarafından. Gülşen etrafındaki hasta çocuklara baktıkça kendini biraz daha iyi hissetmeye başlamıştı. Gülşen etrafındaki çocuklara baktıkça üzülüyordu, öte yandan onu gören hasta yakınları ve hastalar daha bir garip bakıyordu. Aralarına bir kader arkadaşı daha gelmişti. Uzun bir tanışma faslı başlamıştı. Gülşen’in koğuşu diğer koğuşlardan gelen hasta ve yakınlarının ziyaretçi akınına uğramıştı. Öte yandan Gülşen’den hem kan alınıyor ilaç serum veriliyordu.
Bir gurup doktor topluluğu geldi yanına Gülşen’e açılan ve başucunda durmakta olan dosyayı inceleyip konuşmaya başladılar. Aralarından biri Gülşen’e yaklaşarak saçlarını okşayarak:
-“kızımız çok güzel bir kız , şu tatlılığa bakın , adın ne bakim”
-“Gülşen…”
-“soyadın yokmu Gülşen”
-“ Çakal “ dedi titrek ağlamaklı sesle.
-“korkma kızım, korkacak bir şey yok, artık seni iyi edene kadar bizim misafirimsiniz, artık senin bir babanda ailende biziz” dedi doktor. Sonrada yüzünden öperek odadan ayrıldı.
Doktorlar uzun toplantılar sonunda tahlil ve filmler sonucunda Gülşen’i ameliyat etmeye karar verdiler. Çoğunluğu Onkoloji ve Ortopediden oluşan bir gurup heyet Gülşen’in yanına gelerek toplantı sonucunu aileye açıklamak istediler. Heyet odadan Emine’yi alarak doktor odasına geçtiler. Durumu ona anlattı doktor:
- “ bak kızımızın dizinde bir kitle var, bunun alınması gerekiyor. Erken teşhisten dolayı kızımız oldukça şanslı, biz tüm ameliyat hazırlıklarını ve ne yapacağımızı Onkoloji uzman ve hocamızla birlikte karara bağladık, kızımızın dizindeki kitlenin alınması kaçınılmaz ama kitleyi alırken oraya bir protez takmak zorundayız. Protez siparişimiz acil olarak yapıldı, protez gelir gelmez ameliyat gerçekleşecek, bu arada babasına biz gerekenleri söyledik, kolay ameliyat olmayacak, kızımızın psikolojik olarak bunu kabullenmesi için elimizden geleni beraber yapacağız.” Dediği zaman Emine ağlamaklı oldu:
-“doktor kızım size emanet, başka çaresi yoksa yapacak bir şey yok, yeter ki kızımız kurtulsun”
-“ kızınız yok hastaların hepsi bizim kızımız, geç kalınmış olsaydı, kızımızın bacağı hep kesilebilirdi, biz kızımızın hem bacağını yerinde tutacağız hem de yaşamasını sağlayacağız, size düşen metanettir. En büyük görev size düşüyor. Buradaki hasta ve yakınlarını gördünüz, hastalık kolay bir hastalık değil. Siz kızımızın moralini yerinde tutun, onun şu anda en çok buna ihtiyacı var. Kızımıza biz durumu psikoloji uzmanlarımızla birlikte anlatacağız” dedi. Emine çok üzgün bir durumda oradan ayrılarak Gülşen’in yanına gitti, artık iyice anlamıştı başına gelecek olanları. Kendilerinin ne kadar zor günler beklediğini kabullenmişti.
Emine artık hastane ortamına ayak uydurmaya başlamıştı. Kendi koğuşundaki herkesle tanışmıştı artık. Her hastanın yanına gidiyor o çocukları seviyor ve yanındaki anneleriyle konuşuyordu. Gülşen daha yeni olduğu için diğer hastaların durumunu kendi kızına yakıştıramıyordu. Bazı bir araya geldiklerinde diğer hasta sahipleri arada kanser terimini kullansalar da Emine asla kanser demiyordu:
- “Gülşen’in dizinde kitle var bizimki o kadar kötü değil, erken teşhis bizimki” diyordu. Tüm hastalar bir aile gibiydi orada, Gülşen ve Emine’de kısa sürede kaynaştılar bu aile içine. Artık tüm sıkıntı ve dertlerini birlikte paylaşıyordular. Bir mahalle gibi olmuştular, akşam olduğu zaman hastanenin tüm ışıkları yanardı, ardından akşam yemekleri dağıtılır herkes yemeğini yedikten sonra odada birbirlerini ziyaret eder geç saatlere kadar sohbet ederdi. Herkes bir birini teselli eder, çay demler birbirlerine çaya giderdi. Ayağa kalkabilecek durumda olan hasta çocuklar eline aldıkları oyuncaklarıyla birlikte diğer hastaların yanına gide oyun oynarlardı. Oyun sohbet derken artık yavaş tüm odaların ışıkları birer birer sönerek uykuya daldı bütün hastane.
Emine Gülşen’in yanında bulunan kanepede kıvrılarak uyumuştu. Gece geç saate uyanıp Gülşen’e baktı ve onun yanında yatarak uykuya dalmıştı. Sabah hastanenin içinde çıkan yemek servis arabasının sesiyle uyandılar. Kahvaltılarını aldılar, dağıtılan kahvaltılarını yerken bir yandan da herkes çay demlerdi. Emine henüz demlik getirmemişti o yüzden diğer koğuştaki kadınlar onların yanına gelerek çay içtiler kahvaltı sonunda. Kahvaltı bitmeden herkes birbirine aç kalan var mı diye sorar dolaşır ikram yapıyordu. Yemekler yenmiş çaylar içilmişti sıra ilaç zamanıydı. Servis hemşireleri ellerinde ilaç arabaları ile tüm hastaların ilaçlarını verdiler. Serumu bitenlere serum takıldı, iğne yapılması gerekenlere iğneleri yapıldı. Bu süre hasta çocuklar tarafından sevilmeyen en kötü zamandı. Koğuşlarda bu zamanda bir bağrışma süre gider. Bazen hastalar hemşirelere bağırır bazen de hemşireler hastalara. Ama o serviste çalışan hemşireler çocukları çok iyi anladıkları için tatlı dille bağırır, hasta çocuklara dokunmazdı, aynen anne çocuk edasında bağrışırlardı.
İlaç zamanı da geçmişti, hemşireler son kez dolaşmıştı servisi. Birazdan viziteye çıkacaktı doktorlar. Saat sabahın dokuzuydu, her zamanki gibi koğuşun kapısından doktorlar sırayla vizite dolaşmaya başladılar. Doktorlar vizite dolaşırken çocukları muayene ediyor, gerekenlerden tahlil ve film istiyorlardı. Gülşen’e gelmişti sıra, yanına gelerek:
-“ günaydın güzel kız, nasılsın bakalım, keyifler nasıl?”diyerek lafa girdi doktor. Gülşen şaşkınlığından yarı korkulu gülümseyerek:
-“iyiyim, ne zaman çıkacağım buradan” dedi hemen,
- “maşallah bizleri sevmedin sanırım, kaçmaya niyetlisin sanırım, ne bu acele ,yoksa sevmedin mi bizi” diyerek okşadı yüzünü:
- “senin yanına tekrar geleceğim bakalım bizi neden sevmedin, öbür hastaları bir dolaşıp geliyorum” diyerek odadan ayrıldılar. Doktorlar tüm koğuşu dolaştıktan sonra geri geçerken Emine’yi dışarı çağırdılar, doktor odasında hoca bekliyordu, Emine içeri girdiği zaman doktor:
-“ gel, otur şöyle, protez yarın geliyor öbür gün Gülşen’i ameliyata alacağız, fazla geciktirmeye gerek yok, bu arada ben birazdan onun yanına psikologla gelip konuşacağım, biliyorum sizin içinde çok zor” diyerek ondan sabırlı olup kendilerine güvenmelerini istedi.
Emine Gülşen’in yanına geçerek onunla konuşuyor gülüyor oynuyordu. Arada da ona ufaktan dokunduruyordu ameliyatı yarı şaka şeklinde. Bir süre sonra doktor yanında bir gurupla geldi, aralarında psikolog ve onkoloji uzmanları da vardı. Gülşen’le uzun süre sohbet ettiler, Gülşen onları fazla zorlamadı. Zaten annesi sayesinde yarı şaka kabullenmişti, yaşının küçük olması nedeniyle pekte anlamıyordu. Tek istediği ne olacaksa olsunda evine gitmek düşüncesindeydi. Artık doktorlarla sohbet bitmiş her şeyde anlaşılmıştı. Babasını istedi doktorlar ameliyat için gereken kanın temini için. Gülşen’in kanı zor bulunan O Rh – guruptu. Çok nadir bulunduğu için ameliyat öncesi hazırlanması gerekiyordu.
Kamil doktorla görüşmüş ve gereken kan temini için kan aramaya çıkmıştı. Doktorların dediği kanı temin etmiş her şey hazırlanmıştı. Artık ameliyata bir gün kalmıştı. Gülşen yarın ameliyat olacaktı, hemşireler onu ameliyata hazırlıyordu artık hazırlıklar bitmiş ana kız yatağa yatmıştı.
Emine için çok zor bir gün başlamıştı, sabah daha olmadan uyanmıştı. İçinde garip bir duyguyla ağlamakla ağlamamak arasında gidip geliyordu. Bir süre sonra Gülşen’de uyanmıştı. Sabah kahvaltısı için koğuş curcuna gibiydi, onlar yemek yemediler. Bir süre sonra ameliyat haneden bir görevli sedyeyle odaya girdi. Gülşen’i ameliyata hazırlamak için ameliyat giysisi getirmişti. Gülşen ameliyat hane giysisini giydi giymesine de bir türlü iç çamaşırlarını çıkarmak istemiyordu. Gülşen zor ikna oldu bütün yalvarmalara karşı. Artık yatağında oturuyordu sessizce ameliyat elbisesiyle. Ameliyata çağrılmasını bekliyordu. Babası Nazlı’yı getirmişti, Nazlı onu görmek istemişti, içeriye aldılar iki kardeş bir birlerine sarılarak görüştüler. Emine moralleri düzeltmek için içi kan ağlasa da onları güldürmeye çalışıyordu. Diğer koğuştan çocuklar ve hasta yakınları Gülşen’i teselli etmeye geliyor ona oyuncaklar getiriyorlardı. Bir süre sonra beklenen an geldi, görevli odaya girerek:
-“ Gülşen, ameliyat haneden çağırdılar gidiyoruz, hadi gel şöyle yat bakalım sedyeye, seni süreyim.” Dedi Gülşen’i sedyeye yatırdı. Sedye hareket eder etmez Gülşen naralar atmaya başladı:
-“ anne bırakma beni, anne beni bırakma, aba bırakmayın beni” diye bağırdıkça görevli daha hızlı gidiyordu. Bütün hastane bu sesle çınlıyordu. Geriden Nazlı ve Emine koşuyor koşarken:
-“korkma Gülşen bizde geliyoruz.” Diyerek sedyenin peşinden koşuyorlardı. Asansöre geldiklerinde görevli asansör beklerken Nazlı orada Gülşen’in yanında kaldı. Emine asansöre binemiyordu, asansör korkusu vardı. Onlar asansör beklerken o koşarak merdivenlerden aşağıya indi. O kadar hızlı koşuyordu ki merdivenleri imkânsız denecek hızda altı kat merdivenleri indi. Emine merdivenleri inmiş soluk soluğa kalmıştı. Onlar daha aşağıya inmemişti. Emine ayakta duramıyordu, asansörün önüne çömelerek onların gelmesini bekledi. Asansör daha inmeden Gülşen’in sesini duydu Emine, hemen kalkarak kapıya yöneldi. Asansör inip kapı açılıp açılmaz Gülşen annesi görür görmez:
-“ anne Allah aşkına beni bırakmayın ne olursunuz” diye bağırırken Emine onun elini tuttu. Hasta bakıcı da arabayı daha yavaş sürdü. Gülşen’in yalvarmaları bitmiyordu, artık ameliyathane yazısı görünmüş ve önüne gelinmişti. Ameliyathane kapısında hastabakıcı arabayı durdurdu:
-“ tamam Gülşen annenler buradan içeri giremez, görüşün ve ayrılın” dedi. Emine sıkıca kucakladı ağlamamak için kendini sıktı. Nazlı ve babası da görüştükten sonra araba hareket ederek ameliyathaneye girdi. Fakültenin ameliyathanesi çok büyük olduğu için, açılan bir kapının ardında uzun bir koridor vardı. Koridorun sonunda asıl ameliyathane bölümüne hastaların alındığı bölme vardı. Ameliyathanenin girişinde de bekleme salonu bulunuyordu. Hasta sahipleri burada bekliyor, ameliyathanenin dış kapısı açılıp o uzun koridor görünürdü. Gülşen daha bu kapıdan girer girmez, o uzun koridor sonuna gidene kadar sürgülü otomatik kapı da kapanmamış. Gülşen arabadan kafasını geri bayıp annesine ablasına bağırıyordu. Artık kapı kapanmış, Gülşen ve ailesi ile bağlantı kesilmişti. Saat sekiz civarıydı ameliyata alınalı. Artık tüm aile bekleme salonuna geçmiş orada bitmez zamanın bitmesini bekliyorlardı.
Emine ve Nazlı bekleme salonunda dualar ediyorlardı. Artık ağlamak için kendini tutmuyorlardı. Oturmuş dua ediyor kuran okuyorlardı arada da ağlıyorlardı. Saat bir saat filan geçmişti ki kapıdan çıkan görevli:
-“Gülşen ÇAKAL’ın sahibi” diye çağırarak kapıda beklerken üçü birlikte kapıya koştular. Görevlinin elinde bir kutu içinde kemikler vardı. Kutuyu Kamil’e uzatarak:
-“bunu acil patolojiye getir” dediği zaman herkesin başı döndü kutudaki kemik parçalarını görünce. Kamil hemen patolojiye gitmiş tahlil sonucunu bekliyordu. Emine artık baygınlık geçirecek derecede bekleme salonunda bir oturuyor bir kalkıyordu. Nazlı ameliyathanenin kapısından artık ayrılmıyordu. Kamil tahlil sonucunu alıp koşarak ameliyathanenin önüne gelip oradaki zile basmış dışarı çıkan görevliye sonucu vermişti. Aradan çok bir zaman geçmeden görevli tekrar kapıya gelerek yine aynı sesle seslendi:
-“Gülşen ÇAKAL” diyerek kapıda elindeki kutu içinde yine kemikler vardı. Kutuyu Kamil’e uzatarak:
-“ buda aynı yere” dediği zaman tüm aile ardı ardına gelen kemikler karşısında şok oluyorlardı. Kamil hemen koşarak patolojiye gitmiş Nazlı kapıdan ayrılmıyordu. Ameliyathanenin kapısı her açıldığında içi titriyordu. Yukardan koğuşta herkesle kısa sürede kaynaşmış olduklarından servisten hasta sahipleri onların yanına gelmiş onlara destek veriyor birlikte dualar ediyorlardı. Kamil tekrar sonucu oradaki görevliye vermiş Emine’nin yanına gitmiş Nazlı kapıda bekliyordu. Saat iyice ilerlemişti nerdeyse öğlen olmuştu, herkes Gülşen’in çıkmasını beklerken kapıdan görevli belirdi. Görevli artık seslenmiyordu. Onları tanımıştı artık hemen elindeki kutuyu Kamil’e uzatarak:
-“ bunu da oraya” artık şaşkınlıklarının yerini umutsuzluk almıştı. Kamil tekrar patolojiye gitmişti. Biraz zaman geçmişti Kamil daha sonucu getirmemişti. Kapıda görevli belirdi Nazlı’ya yönelerek:
-“ babanı bul aşağıdan hastaya acil kan lazımmış, kan bankasından hemen kan alın kanaması varmış hastanın” dediği zaman Nazlı koşarak babasının yanına indi:
-“ baba Gülşen’in kanaması varmış acil kan lazımmış” dedi. Kamil koşarak fakültenin kan bankasına gitti. Orada sadece bir ünite 0 Rh – kan vardı. Kamile bu kanı verdiler ve:
-“ sen dışarıdan kan ara burada daha kan yok, hastaya belki kan lazım olursa zor durum yaşarız” dedi. Kamil eline aldığı bir ünite kanı görevliye vererek:
-“ orada bu kandan başka yokmuş, ben dışarıdan kan bulacağım” dedi. Kamil telefonla tanıdıklarına haber vererek kan bulmalarını istedi acil olarak kendiside hastane kantininde kan aramaya başlamıştı. Bulunması zor bir kandı, bana telefon ettiler, belediyede iki arkadaşta bu kandan vardı onlarda kan veremiyordu. Belediyede merkezde görevli arkadaşım vardı Kemal diye, onun abisi minibüs şoförüydü. Beni raya çağırdılar tüm şoförlerin kaydına baktık ama bu kandan yoktu. Bir koşuşturma başladı, arkadaşın abisi hattan çıkmış beraber kan arıyorduk. Tüm görüşmeler sonunda bir tane İlkadım Belediyesinde bir kişi bulduk, bir tanede çok uzak bir köy olan Tekkeköy ün Gökçe köyünde bir kişide bulduk. Arkadaşın abisi arabasıyla hem Gökçe köyüne giderek o arkadaşı aldı dönüşte de diğer kişiyi alarak fakülteye gittik. Biz kan bankasında kan verirken yukarıda ameliyat devam ediyordu. Artık patolojiye kemik taşıma olayı da devam ediyordu. O arkadaşlar kan verip çıktıktan sonra yanlarına gittim:
-“abi yemek söyleyeyim size “dediğim zaman kızdılar:
-“ Önemli olan hastanız, Allah acil şifalar versin, yapacağımız başka şey varsa yapalım “dediler. Çıkarken telefonlarını bıraktılar ileride lazım olursa kan veririz dediler. Adamlara teşekkür ettikten sonra şoföre döndüm:
-“ abi çok yer gezdik hakkın çok, araba parasını vereyim işini bıraktın” dediğim zaman:
-“ hastalık kötüdür, insanlık burada lazım buda benden yeğnimize bir katkımız olsun” diyerek para istemedi. Gerçekten yaptıkları iyilik çok büyüktü. Ameliyat zamanın ilerlemesine karşın devam ediyordu. Ameliyat başlayalı yaklaşık sekiz saat olmuştu. Artık kapıdan çıkan filan yoktu. Kapı her açılışında herkes kapıya koşuyor bazen diğer ameliyattan çıkan doktorlar çıkıyor bazen de uzun koridorun uzun ucundan gelen sedyeye koşuyorlardı. Ama gelen hastaya baktıklarında gelen hasta onların hastası olmadığını görüyorlardı.
Dokuz saat olmuştu ameliyat başlayalı. Herkeste heyecanlı bir bekleyiş vardı, zaman ilerlediği için yukarıdaki koğuşta da tedirginlik başlamıştı. Oradaki hasta sahipleri daha sık iniyorlardı onların yanına durum sormak için. Herkes bir telaş ve sabırsızlık içinde ameliyathanenin kapısında bekliyordu. Artık herkeste bir şaşkınlık vardı, bu şaşkınlıkları yüzünden günün tüm yorgunluklarını bile hissetmiyorlardı.
Aradan biraz daha zaman geçmiş, ameliyathanenin kapısı açılmıştı. Hep birlikte kapıya koştular, kapıdan Gülşen’i ameliyat eden doktorlar çıkmıştı. Onları kapıda görünce diğer doktorlar gitti ortopedi ile onkoloji doktoru orada kaldı. Ortopedi doktoru açıklama yapmıştı:
-“ hepimize geçmiş olsun, başarılı zor bir ameliyat oldu, her şey çok güzel geçti, arada sorunlar oldu, kan kaybı oldu, bir ara bacağı kesmek zorunda bile kaldık. Ama kızımız için ölüm olacağını düşündük, sonuna kadar şansımızı denedik. Şu anda kızımız dinlenme odasında durumu çok iyi birazdan oda çıkar.” Diyerek omuzlarına dokunarak gitti.
Bütün aile rahatlamıştı, artık kapıda Gülşen’in çıkmasını bekliyorlardı. Yarım saat kadar süren bu bekleyiş onlar için sanki bir yıl gibi bitmek bilmedi. Devamlı kapının önünde duruyorlardı, kapı açılınca hemen ileriye bakıyorlardı. Bir ara kapı açıldı hep beraber kapıdan içeri baktılar. Koridorun sonunda bir sedyeye hasta konuluyordu. Hepsi beraber:
-“ tamam Gülşen bu “dediler. Sedye hareket etmiş onlara doğru yaklaşınca içindeki hasta daha netleşiyordu. Sedye kapıya geldiğinde hepsi koştular oraya gelen Gülşen’di. Gülşen titriyor dişleri birbirine vuruyordu, dudakları da morarmıştı. Tam olarak ayılmamıştı annesine sesleniyordu:
-“ anneciğim su, anne bir damla su “ derken titriyordu. Su yasaktı, kesinlikle su verilmeyecekti. Sedyeyi süren hasta bakıcı Kamil’e:
-“ burada bekle sen film verecekler onları koğuşa getirirsin” diyerek harekete geçti. Gülşen hala yalvarıyordu su için, sedye asansörün önüne geldiğinde Emine koşarak merdivenlerden tırmandı yukarıda bekledi asansörün gelmesini. Gülşen yukarıya çıkmış asansörden çıkar çıkmaz annesine yalvarmaya devam etti. Emine onun elini tutarak koğuştaki odalarına geldiler. Yavaş şekilde onu yatağına yerleştirdiler. Halen su diye yalvarıyordu, Emine bez ıslatarak Gülşen’in dudaklarına sürerken adeta bezi emmek istiyordu. Bir süre sonra ağrısı başladı, narkozun etkisi geçiyordu. Hemşireler odaya girip çıkıp ona bakıp gereken ilaçları veriyorlardı. Kamil filmlerini almış yukarı çıkmıştı. Bir süre sonra doktor geldi Gülşen’i muayene ederek filme baktı:
- “ çok güzel, sorun yok, biraz acın olacak bu akşam “ dedi. O gece onlar için çok zor geçti. Gülşen sabah geç zamana kadar hem ağrısından sızlanıyordu hem de devamlı su istiyordu. Zor geçen gecenin ardından sabah olmuştu. Bütün hastane uyanmaya başlamış sabah yemek servisi gelmiş yemekler dağıtılıyordu. Gülşen artık o kadar fazla acı hissetmiyordu. Ayağı sarılıydı boydan boya, çok merak ediyordu ayağına yapılanları. Yemeklerini yediler, sonrasında ilaçlar verildi. Vizite başlamadan doktor Gülşen’in yanına gelmiş durumunu kontrol etmişti. Her şey beklediklerinden daha iyi gitmişti. Doktor sevincini onlarla da paylaştı:
-“ dünde söylemiştim ameliyatımız çok zor geçti, kızımızın bacağı az kalsın orada olmayacaktı” diyerek Gülşen’e protezin boyutundan fazla bahsetmedi. Bunu ona alıştırarak söylemek gerekiyordu. Kısa bir sohbetin ardından doktor viziteye çıkmak için odadan ayrıldı. Bir süre sonra doktor ekibiyle birlikte serviste sırayla hastaları dolaştı. Vizite bittikten sonra koğuşta Gülşen’e ziyaretler başladı, kimi sade bir geçmiş olsunla teselli verdiler. Kimisi de çam sakızı çoban armağanı hediyelerle geldiler onların yanına. Gülşen en çok çocuklar gelince seviniyordu. Onlarla yattığı yerden oynuyor ve şakalaşıyordu.
Aradan birkaç gün geçmişti, Gülşen’in ameliyat yeri iyileşmişti. Pansumanlar yapılırken dikkatli bir şekilde izliyordu. Artık protez takıldığını da söylemişlerdi uygun bir dille. Çabuk kabullenmişti, bu çabuk kabullenme birazda oradaki diğer çocukların durumlarını görünce olmuştu. Artık tek düşüncesi bir an eve gitmekti. Devamlı her laf arasında:
-“ ne zaman eve gideceğiz anne, ben evi özledim” diye soruyordu. Emine onu sıkılmasın diye odaya televizyon getirmişti. Orada yasak yoktu, her odada televizyon ve küçük buzdolapları bulunuyordu. Çünkü orada tedaviler çok uzun sürüyordu. Gülşen en çok sonu gelmeyen ilaçlardan sıkılmıştı. Her gün belli aralıklarla verilen ilaç ve sonu gelmeyen serumlar canına tak demişti artık. İlaç zamanı geldiği zaman yüzünü asardı ağlayacak gibi olurdu.
DEVAM EDECEK